Kategoriler
Aşk ilişkileri

Retroaktif Kıskançlık Nedir?

Herkes hayatında kıskançlık yaşamıştır. Kıskançlık her ne kadar olumsuz olsa da insani bir duygudur. İnsanlara “İlişkinizin en önemli sorunu nedir?” diye bir soru yöneltilse azımsanmayacak bir çoğunluk “kıskançlık” yanıtını verir. Kıskançlığın boyutlarına göre türleri vardır. Bunlardan birisi de retroaktif kıskançlıktır.

İlişkilerde kıskançlık genellikle şimdiki zaman ve gelecek zamanla ilgilidir. Geleceğe yönelik kaygı, endişe ve kaybetme korkusuyla alakalıdır. Bunun yanında bir de kişilerin romantik ilişkilerinde, partnerlerinin geçmişine yönelik kıskançlıkları da vardır. Buna ise retroaktif kıskançlık adı verilir.

Retroaktif kıskançlık geriye dönük kıskançlıktır. Tanımını çok az kişi bilse de anlamını ve içeriğini bizzat tecrübe etmiş birçok kişi vardır. Bir kişinin partnerinin geçmişteki ilişkileri ve yaşadıkları aşklarıyla lgili takıntılı bir kıskançlık yaşaması, retroaktif kıskançlıktır. Aslında ilişkilerdeki en tehlikeli kıskançlık türüdür. Temelsiz ve mantıksız bir kıskançlık olarak görülür. Genellikle kıskançlığa güncel bir olay, bir kişi ya da bir durum neden olabilir ancak geriye dönük kıskançlıklarda güncel bir “tehlike” söz konusu değildir. Saplantılı ve takıntılı hale gelen geriye dönük kıskançlık, o ilişkiyi ve partnerleri yavaş yavaş tüketir.

Retroaktif Kıskançlığın İlişkilere Etkileri

Retroaktif kıskançlık, saplantılı endişeleri besler. İlişkilerde yıkıcı ve olumsuz bir döngü yaratır. Retroaktif kıskançlık gösteren kişiler, partnerlerinin geçmişi hakkında daha fazla detay öğrenmeye çalışır. Aslında bu çabanın amacı; şimdi ki ilişkileriyle geçmişte yaşanan ilişkiyi kıyaslamaktır. Bunun temelinde ise özgüven eksikliği ve yetersizlik hissi yatar. Retroaktif kıskançlığın handikapına giren bir partner; kendisini öfke, çaresizlik ve paranoyayı da içeren bir ruh hali içinde bulur.

Retroaktif kıskançlık gösteren kişiler, partnerlerine sürekli geçmişindeki ilişkiler hakkında sorular sorar. Sordukları bu sorularla, geçmişteki söz konusu ilişki hakkında net bir tablo oluşturmaya çalışırlar. Bu kişiler, partnerlerinin geçmişi hakkında daha fazla detay öğrenerek zihninde belli başlı imgeleri oluşturmaya çalışır. Parterlerinin geçmiş ilişkilerinde nasıl olduğunu ve nasıl davrandığını hayal ederler.

Aynı zamanda bu kişiler, partnerlerinin eski fotoğraflarına bakarken ya da sosyal medya hesaplarında araştırma ve stalk yaparak yeni şeyler öğrenmeye çalışabilir. Geçmişe yönelik araştırma, partnerlerinde endişe, kendilerinde ise depresif bir ruh hali yaratabilir.

Retroaktif Kıskançlığın Nedenleri

İlişkilerimizdeki çoğu sorun gibi retroaktif kıskançlık da genellikle ilişkinin kendisiyle değil kişilerin kendisiyle alakalıdır. Bireyin geçmişinde yaşadığı deneyimler ve travmatik olaylar, güvenle ilgili hayal kırıklıkları ve ebeveynleri tarafından gösterilen eksik ilgi, retroaktif kıskançlığın kaynağını oluşturur. Bireylerde oluşan korkular, güvensizlikler ve ebeveynlerle kurulan ilişkiler; partnerle kurulan ilişkilerin temelini de zedeler. Bu kıskançlığın bir kısır döngü haline gelmesinin önemli bir faktörü de kişinin çocukluğundan gelen deneyimleri ve kendilerinde oluşan durumları tam olarak aşamamış olmasıdır. İlişkiler için tehlikeli bir sorun olan bu kıskançlık türüyle nasıl başa çıkılır?

1- Duygularınızı Kontrol Edin ve Onaylayın

Herhangi bir duygunun üstesinden gelmenin en önemli adımı onu kabul etmekle atılır. Geçmişe dönük kıskançlık yaşıyorsanız önce kendinize kıskançlığın ve kıskandığınız konuların ya da kişilerin sizin için tam olarak ne ifade ettiğini sormalı ve dürüstçe yanıtlamalısınız. Duygularınız yokmuş gibi davranmamak, ilişkileri daha kötüye sürükleyebilir.

2- Partnerinizle Empati Kurun

Öncelikle kendinizi partnerinizin yerine koyun. Muhtemelen sizin de geçmişinizde ilişkileriniz ve romantik partnerleriniz olmuştur. Geçmişiniz partnerleriniz için ne anlama gelirse gelsin, sizinle ilişkinizi sürdürmek istediğini unutmayın.

3- Detay Öğrenmekten Vazgeçin

Kıskançlığı ve kıyası tetikleyen bir durum da partnerinizin geçmişi hakkında fazlasıyla detaya sahip olmaktır. Bir süre sonra öğrenilen bu detaylar, partnerlerle yapılan her aktivitede kıyas yapılmasına neden olur. Öğrenilen her bilgi ve detay ise kıskançlığın şiddetini daha da arttıracaktır. Aynı zamanda stalk yapmak ve partnerinizin eski fotoğraflarını araştırmak ya da geçmişini didik didik kurcalamak gibi davranışlardan da uzak durmalısınız. Soru sorma isteğini durdurmaya çalışmalı, partnerinizin anlattığı kadar bilgiyi yeterli kabul etmelisiniz.

4- Şimdiye Odaklanmaya Çalışın

Unutmayın geçmişte değil “şu anda” yaşıyorsunuz. Partnerinizin geçmişinde yoktunuz ve yaşadığı her şey sizden bağımsızdı. Yani geçmişteki ilişkilerinin artı ve eksi yönlerinin sizinle bir bağlantısı yok. Bu nedenle partnerinizin geçmişine değil, şu anki duygularınıza ve ilişkinize odaklanmalısınız. Geçmişe dönük takıntılar, ilişkilerin uzun vadede geleceğini yok eder.

Kategoriler
Aşk ilişkileri

Sevginin 5 Dili

İnsanlar, partnerlerine yoğun sevgi besliyor olsalar bile, bunu ifade etme biçimleri yanlış ve sorunlu olabilir. Bununla birlikte sevgiyi ve gösterilen değeri aktarmak için kullanılan yöntemler karşı taraf için yetersiz kalabiliyor. Bu noktada karşımıza çıka “sevgi dili” hem partnerler arası bağı güçlendirebilecek hem de bu tür sorunlarla mücadele edenlerin içinde bulunduğu durumu anlamasına yardımcı olabilecek bir kilit kavram görevini görüyor.

Herkes sevgisini ifade etmek ister. Sevdiğimiz, değer verdiğimiz insanlara hissettiğimiz aşkı ifade edebilmek için çeşitli yollar ve yöntemler vardır. Bu yollar ve yöntemler de bizim sevgi dilimizi oluşturur. Herkesin bir sevgi dili vardır. Kimileri sevgi dilini kullanarak partnerine hislerini kolayca aktarabilir, kimileri ise sevgisini aktarmada sorunlar yaşayabilir. Baktığımızda günümüzde insanların en çok zorlandığı konulardan birisi de yakın ilişkilerinde sevgisini, anlamlı yollarla karşı tarafa aktarabilme sorunudur.

Danışman ve yazar Gary Chapman tarafından geliştirilen sevgi dili kavramına göre, aşkı ifade ediş biçiminin 5 yolu vardır. Herkes bu 5 sevgi dilinden birini, birincil sevgi dili olarak kullanır. Yani herkesin hislerini ve verdiği değeri karşı tarafa aktarmada kullandığı bir yöntem muhakkak vardır. Bu bahsettiğimiz birincil sevgi dilini öğrenmek, ilişkilerdeki sorunların çözülmesine önemli katkılar sağlayacaktır. Gary Chapman’ın anlatışıyla

“Sizin ve partnerinizin birincil sevgi dilini keşfetmek ve bu dili düzenli olarak konuşmak, birbirinizin ihtiyaçlarını daha iyi anlayabilmenizi ve birbirinizin büyümesini destekleyebilmenizi sağlar.”

Herkesin sadece tek bir sevgi dili yoktur. Ancak her insanın en çok kullandığı, baskın bir dili vardır. Gary Chapman’ın “Sevginin 5 Dili” kitabında anlattığı sevgi dilleri nedir? Sizin için hangi sevgi dili daha yakın? Gelin yakından inceleyelim.

1- Onay Sözleri

Sevgiyi, onaylama sözlerini yani sevgi içeren kelimeleri, iltifat, onay ve takdiri kapsayan sevgi dilidir. Bu sevgi diline sahip partnerler, sözlü olarak teşvik edilmekten ve nazik sözlerden hoşlanırlar. Sözler kadar sözleri aktarırken kullanılan ses tonu da önemlidir. Ses tonundaki samimiyet, sevgi sözcüklerini tamamlar. Ayrıca mesajlaşma ya da sosyal medya aracılığıyla sevginin ifade edilmesine değer verirler. “Seni seviyorum.”, “Harika bir iş çıkardın.” gibi sevgi dolu ve takdir edici cümleler, bu kişiler fazlasıyla önemlidir.

2- Nitelikli Beraberlik

Birincil sevgi dili nitelikli beraberlik olan kişiler için ilişkilerde öncelik, birlikte kaliteli zaman geçirmektir. Sevgi dili nitelikli beraberlik olan insanlar, partnerleriyle zaman geçirmeyi ve ortaklaşa yapılan bir aktivite sırasında tüm dikkatin birbirinde olmasına özen gösterirler. Bu sevgi diline sahip olan kişiler, nicelikten çok nitelik ararlar. Partnerlerinin dikkatinin dağınık olması ya da zihinsel olarak kendilerine odaklanmamış olması en önemli sorunları arasında görebilirler. Göz teması kurmak, kaliteli bir sohbet ve bu sohbette söylenilen sözlere karşılıklı geri dönütler sağlanmas ise, sevmenin ifade ediliş biçimlerindendir. Kısacası, bölünmemiş bir dikkat ve kişinin tüm varlığıyla zihinsel ve duygusal olarak orada olması çok önemlidir.

3- Fiziksel Temas

Sevgi dili fiziksel temas olan kişiler; el ele tutuşmak, öpüşmek, sarılmak ve cinsel yakınlık gibi fiziksel şefkat belirtilerini gördüklerinde, sevildiklerini hissederler. Bu kişiler için fiziksel yakınlık ve dokunmak gibi eylemler, son derece onaylayıcı ve duygusal olarak bağlayıcıdır.

4- Hediye Vermek

Bu kişiler için hediye vermek ya da almak sevgi ve şefkatin en önemli göstergesidir. Hediye kelimesi burada sembolik bir anlam taşır. İnsanlara anlamlı hediyeler vermekten zevk alırlar. Hediyeler, gösterilen sevginin sadece bir sembolüdür. Hediyenin kedisi değil, hediyeyi seçerken gösterilen çaba ve harcanılan zamana da değer verirler. Yani hediyenin ne kadar pahalı ya da büyük olduğu önemli değildir. Hediyenin ardındaki emek önemlidir.

5- Hizmet Davranışları

Bu sevgi diline sahip olanlar için partnerleri güzel bir şey yaptığında sevildiklerini hissederler. Aynı şekilde kendileri de partnerlerini memnun etmek için bir şeyler yaparak sevgilerini ifade etmeye çalışırlar. Hizmet davranışları içeren sevgi diline örnek olarak hasta olunduğunda iyileştirme çabası, kahve yapmak, yemek pişirmek ya da bulaşıkları yıkamak gibi eylem ve davranış sayılabilir.

Kategoriler
Aşk ilişkileri

Uyku Hijyeni Nedir? İyi Bir Uyku İçin 7 Öneri

Modern hayatın getirdiği birçok problemin yanında, uykusuzluk da baş edilmesi zor olan sorunlarımızdan biri olmuş durumda. Uykusuzluk ciddi ve önemli bir problem olsa da uykuyla ilgili sorunların çözümü basittir. Bu çözümlerden biri de iyi bir uyku hijyeni oluşturmaktır.

Yoğun iş ve okul temposu, yorgunluk ve stresin üstüne bir de yetersiz uyku ve düzensiz uyku saatleri gibi durumlar da eklenince hayatımızı akışını etkileyen, yaşam kalitesini düşüren ve üretkenliğimizi azaltan uyku problemleriyle mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Uyku, fiziksel ve mental sağlığımızın korunmasında önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle iyi ve kaliteli uyku alışkanlıkları edinmemiz, sağlığımız açısından önemli bir hale geliyor.

Uyku Hijyeni Nedir?

İyi uyku alışkanlıkları, aynı zamanda uyku hijyeni olarak da tanımlanır. Uyku hijyeni, iyi bir gece uykusu çekmemizi sağlayacak tavsiyeleri ve uzun vadeli çözümleri içermektedir. Ancak şunu belirtmekte fayda var; bu çözümler uzmanlar tarafından araştırılmış ve bilimsel olarak kanıtlanmış yöntemlerdir. Uykusuzluğun tedavisinde kullanılan birçok ilaç vardır ancak bunların kısa vadeli çözümler olduğunu unutmamak gerekir. Uyku haplarının sürekli kullanımı, ilaçlardan bağımsız uyku alışkanlıkları oluşturmamıza engel olabilir. Sürekli uygulanabilecek faydalı uyku rutinleri geliştirmek, sağlıklı uyku davranışlarını otomatik hale getirecektir. Bu nedenle uyku hijyeni kendi başımıza uygulayabileceğimiz, en sağlıklı çözüm yolu olacaktır. Uyku hijyeninin sağlanması için uyulması gereken tavsiyeler nelerdir? Sizler için derledik.

1- Düzenli Bir Uyku Rutini Oluşturun

Hafta içi ya da hafta sonu fark etmeksizin düzenli ve sabit uyku saatleri oluşturmaya çalışın. Her gece aynı saatte uyumaya, her sabah aynı saatte uyanmaya özen gösterin. Düzenli uygulandığında vücudunuz bu rutine alışacak ve böylece yeterli saatte uyku ihtiyacınızı karşılayabileceksiniz.

2- Uyku Saatlerinizi Atlamayın

Daha fazla çalışmak, sosyalleşmek, eğlenmek ya da ders çalışmak için uyku saatlerinizi atlamak, bazı durumlarda cazip gelse de uyku rutininizi tepetaklak edebilir. Günlerinizi ve aktivitelerinizi, sabit uyku saatlerinize uyacak şekilde ayarlamaya çalışın.

3- Yatak Odanızı Uykuya Hazır Hale Getirin

Uykunun kalitesinde fiziksel ortam ve dış uyaranların varlığı etkili olabilir. Işıklı ve sesli ortamlarda uyumak, uykunun kalitesini önemli oranda düşürür. Sessiz, karanlık ve serin bir ortam, sağlıklı bir uyku için uygundur. Yatak odanızda ses ve ışığı en aza indirmeye çalışın. Bunun için kulak tıkacı ya da göz bandı gibi eşyalar kullanabilirsiniz. Ek olarak rahat bir yastık kullanmaya özen gösterin. Uyku yüzeyinin rahat olması, rahat ve ağrısız bir uyku için önemlidir.

4- Gerçekten Yorgun Olduğunuzda Uyuyun

Gecenin bir yarısında uyanık olup ertesi gün yapılması gereken işlerinizi ve sorumluluklarınızı düşündüğünüzde, uyumak için daha çok çabalayıp uykuya dalamadığınız zamanlar oldu mu? Cevabınız “evet” ise şu noktaya dikkat edin: Uyumak için kendinizi zorlamak, uykunuzun daha fazla bozulmasına neden olur. Uykunuz yoksa uyumaya çalışmak hiçbir fayda sağlamaz. Sadece yorgun olduğunuzda uyumaya çalışmalısınız. Yorgun değilseniz yatağınızdan uzaklaşmaya çalışın. Yatağınızı sadece uyumak için kullanın. Uykunuzun gelmesini başka bir yerde bekleyebilirsiniz ya da rahatlatıcı başka aktiviteler yapabilirsiniz. Gerçekten uykunuz geldiğinde yatağınıza geçmeye çalışın.

5- Rahatlatıcı Bir Uyku Rutini Oluşturun

Rahatlatıcı bir uyku vakti rutini, gevşemenize yardımcı olur ve sizi uykuya hazır hale getirir. Uyku rutinine başlamak için en iyi zaman uyumadan önceki 30-60 dakikadır. Uyku rutininiz sizi rahat hissettirmelidir. Örneğin yatmadan önce kitap okumak, ılık bir duş almak ya da kaslarınızın gevşemesi için küçük egzersizler yapmak iyi bir uyku için yardımcı olabilir.

6- Uyumadan Önce Elektronik Cihazlarınızı Kapatın

Maalesef zamanımızın büyük bir kısmı, elektronik cihazlarla uğraşırken geçiyor. Özellikle telefon ve sosyal medya dikkatimizi fazlasıyla dağıtıyor. Zaten gün içinde fazlasıyla zamanımızı alan televizyon, telefon, bilgisayar gibi cihazları uyumadan önce kullanmamaya çalışın. Bu cihazları yatmadan önce kapatmalısınız ya da yatak odanızdan çıkartmalısınız. Böylece uyuyacağınız alanda dikkatinizi dağıtacak dış uyaranları en aza indirerek uykuya hazır hale gelebilirsiniz.

7- Alkol ve Kafein Tüketimini Azaltın

Alkol kolayca uykuya dalmayı kolaylaştırsa da etkisi geçtikten bir süre sonra uykuyu bozar. Bu nedenle alkol tüketimini azaltmaya çalışın ve akşamın ilerleyen saatlerinde tüketmemeye dikkat edin. Aynı şekilde aşırı kafein tüketiminden uzak durmaya çalışın. Kafein bir uyarıcı olduğu için uykuyu bozucu bir etkisi vardır. Günün ilerleyen saatlerinde, özellikle akşam saatlerinden sonra kafein içeren gıdaları tüketmemeye özen gösterin.

Kategoriler
Aşk ilişkileri

Bir İlişkide Duygusal Yakınlık Kurmanın 6 Yolu

Romantik ilişkilerde, yakınlıktan bahsettiğimizde genellikle ilk aklımıza gelenler; el ele tutuşmak, sarılmak ve cinsel yakınlık gibi fiziksel yakınlık içeren davranışlardır. Fiziksel yakınlık, romantik ilişkilerin en önemli faktörlerinden birisi olsa da tek başına yeterli değildir. Uzun ve mutlu bir ilişki için partnerlerin birbiri ile duygusal yakınlık geliştirmelerine de ihtiyaçları vardır. İlişkilerde duygusal yakınlık nasıl geliştirilir? İşte sizler için listelediğimiz 6 ipucu.

Duygusal yakınlık; bir kişiyi derinlemesine tanımak, anlamak ve bildiği her şeyle birlikte o kişiyi kabul etmektir. Aşkın en önemli bileşenlerinden birisidir ve aynı zamanda romantik bir ilişkinin temelini oluşturur. Duygusal yakınlık yoksa partnerler kendisini eksik, güvensiz ve desteklenmemiş hissedebilir. Duygusal yakınlık aynı zamanda fiziksel yakınlığın oluşmasına da katkı sağlar.

İlişkilerde duygusal yakınlık eksikliği önemli bir sorundur. Romantik ilişkilerde partnerler, bazen duygusal yakınlığı nasıl geliştirebileceğini tam olarak bilmeyebilir ya da birçok nedenden dolayı partnerler arasındaki duygusal bağ zamanla aşınmış olabilir. Ancak duygusal yakınlığı inşa etmek zor değildir. Bu yakınlığı inşa etmek ve yeniden canlandırmak için bazı küçük ipuçlarını takip etmek, ilişkiler için faydalı olacaktır.

1- İletişim Tarzınızı Değiştirin

Bir ilişkide doğru iletişim, hem ilişkinin ömrü için hem de partnerlerin mutluluğu için çok önemlidir. Ne yazık ki pek çok partner, ilişkilerindeki iletişim sorunlarından şikayetçi durumda. Bunun en önemli nedenleri arasında karşılıklı yapılan iletişim hataları da yer alıyor. Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de karşı tarafı gerçekten dinlemeye çalışmaktır. Yargılayıcı olmamaya özen gösterilmesi gerekir. İlişkilerdeki kopukluğu azaltabilmek için yapılabilecek bazı basit davranışlar vardır.

– Partnerler ile konuşurken tüm dikkati karşı tarafa vermek ve bunu belirtmek için baş ile onaylama işareti yapmak veya göz teması kurmak önemlidir.

– Diyalog halindeyken konuyu bir şekilde kendine çevirme isteğini engellemeye çalışmak gerekir. Örneğin kendi deneyimlerinizi anlatmak yerine, karşı tarafın anlattığı konuyla ilgili detaylandırıcı sorular sorabilirsiniz.

– Eleştiri, alay ve kırıcı etiketlendirmeler yapmaktan kaçınmalısınız.

2- Küçük Şeyler İçin Minnettarlığınızı İfade Edin

Uzun ilişkilerde rastlanılan en sık sorunlardan bir diğeri ise partnerlerin birbiri için yaptığı güzel şeylerin zamanla sorumluluk haline dönüşmesi ve yapılan iyiliklerin görülmemesidir. Bazen küçük bir jeste ya da iyiliğe teşekkür etmek, “seni seviyorum” demekten çok daha derin anlamlar içerir. Aslına bakılırsa bütün küçük jestler ve iyilikler, bir özen gösterme ve sevgi ifadesidir. Yeri geldiğinde karşı tarafı takdir etmek ve minnettarlığı dile getirmek, ilişkilerdeki duygusal bağı güçlendirecektir.

3- Günün Sonunda Sohbet Etmek İçin Zaman Ayırın

Karşılıklı yapılan sohbetler, partnerlerin birbirini daha yakından tanımasının en kolay yollarından biridir. Partnerlerin gün içinde yaptıklarını, önemli detayları, hislerini ve düşüncelerini karşılıklı olarak birbirine aktarması ve gün sonu değerlendirmesi yapması hem aralarındaki iletişimi güçlendirecek hem de duygusal yakınlığı arttıracaktır.

4- Yeni Şeyler Deneyin

Yapılan araştırmalar, özellikle uzun süreli ilişkilerde, birlikte yeni şeyler denemenin ve heyecan verici aktiviteler yapmanın partnerlerin duygusal yakınlığını pozitif yönde etkilediğini gösteriyor. Bunlar arasında birlikte yeni yerler keşfetmek, partnerlerin daha önce denemek istedikleri ama bir türlü fırsat bulamadıkları deneyimleri gerçekleştirmek, ortak bir kursa gitmek ya da yeni bir hobi edinmek gibi aktiviteler örnek gösterilebilir.

5- Birbirinize Açık Olmaya Çalışın

Partnerinizle duygusal yakınlığı derinleştirmeyi sağlayan bir diğer yöntem ise kabul edilemez olduğunu düşündüğünüz ya da utandığınız yönlerinizi karşı tarafın görmesine izin vermektir. Bu yönleri göstermek; ilişkilerdeki kırılganlıkları azaltacaktır. Ayrıca açık olmak, karşı tarafa tamamen açılan partnerin ilişki içinde daha rahat ve kabul edilmiş hissetmesini sağlayacaktır.

6- Çatışmaktan Korkmayın

İlişkilerde tartışmalar ve çatışmalar kaçınılmazdır. Önce bunu kabul etmelisiniz ve çatışmalardan kaçınmak yerine anlaşılmayan konular üzerinde tartışmalısınız. Bu sayede partnerler, sağlıklı sınırları daha kolay bir şekilde çizebilme imkanı bulacaktır. Aynı zamanda partnerler, kendileri ve ilişkileri hakkındaki endişe ve korkularıyla ilgili konuşmaktan çekinmemeyi de öğrenecektir. Böylece partnerler arasında duygusal kopukluğun önüne geçilebilir.

Kategoriler
Aşk ilişkileri

Sevgililer Gününde Partnerinizle Birlikte Yapabileceğiniz Aktiviteler

Sevgililer günü kapımıza dayandı. Bu anlamlı gün için birçok partner, yapılabilecek etkinlikleri düşünmeye başladı bile. Her ne kadar pandemi nedeniyle kısıtlamalar yüzünden eve kapanmış olsak da ev ortamında güzel ve anlamlı bir sevgililer günü geçirmek mümkün. Yapılabilecek etkinliklerle ilgili birkaç ipucunu sizler için derledik.

Sevgililer günü yaklaşırken, birçok çifti tatlı bir heyecan ve stres sarmış durumda. İster 3 aylık bir ilişki olsun ister 30 yıllık bir evlilik olsun; sevgililer günü, mutlu anlar ve unutulmaz sürprizler için potansiyel bir önem taşıyor. Bu yıl ki sevgililer günü, diğerlerinden biraz daha farklı geçecek gibi görünüyor. Pandemi koşullarından dolayı uygulanan kısıtlamalar, partnerlerin birbiri için yapacakları güzel sürprizleri ve aktiviteleri de kısıtlıyor. Ancak sevgililer günü sadece pahalı ve büyük organizasyon gerektiren sürprizler demek değildir. Pandemi şartlarına uygun bir şekilde evde, bu özel günü unutulmaz kılarak romantik ve eğlenceli vakit geçirmek mümkündür. Sevgililer gününde partnerinizle birlikte yapabileceğiniz eğlenceli etkinlikleri ve sürprizleri sizler için derledik.

Güzel Bir Kahvaltı Hazırlayın

Romantik bir sevgililer günü kahvaltısı servisiyle, güne güzel ve özel başlayabilirsiniz. Partnerinize, yatakta kahvaltı sürprizi yapabilirsiniz veya partneriniz için en sevdiği kahvaltı tariflerini hazırlayıp eğlenceli süslemelerle birleştirerek, sevgililer günü için tatlı bir başlangıç yapabilirsiniz.

Birbiriniz İçin Şarkı Listesi Hazırlayın

Müzikten başka duygularımızı ifade edebilecek ve karşı tarafa aktarabilecek daha iyi bir araç var mı? Hele ki romantik ilişkilerde müzik; mutlu ve güzel anıların tamamlayıcısı rolünü üstleniyor. Müzik hayatımızda bu kadar özel ve işlevsel bir anlam taşırken, partnerimize olan sevgimizi ve hislerimizi aktarabilmek için güzel bir araç olarak kullanılabilir. İlişkiniz, kendiniz ve partneriniz için özel anlamlar taşıyan, duygularınızı ve düşüncelerinizi daha net bir şekilde ifade etmenizi kolaylaştıracak şarkılardan bir şarkı listesi hazırlayabilirsiniz. Böylece bu hediye, hem özel bir hediye olabilir hem de arka planda çalacak özenle hazırlanmış bir şarkı listesi, sevgililer gününüzü daha özel ve keyifli bir hale getirebilir.

Sanal Konserler İzleyin

Evlere kapandığımız bu dönemde, müzik en büyük kurtarıcılarımız arasında yer alıyor. Hal böyle olunca da konsere, tiyatroya gidemediğimiz bu dönemde birçok aktiviteyi internet ortamından gerçekleştirebiliyoruz. Bu aktivitelerden biri de sanal konserler. Özellikle sevgililer gününe özel birçok sanal konser yayınlanması planlanıyor. Bir diğer seçenek olarak partnerinizle sevdiğiniz bir sanatçının ya da grubun daha önceden yayınlanmış sanal konserlerini, YouTube gibi video izleme platformlarından da izleyebilirsiniz.

Film İzleyin

Film izlemek, ev şartlarında yapılabilecek en iyi aktivitelerden birisidir. Evinizin rahatlığında, battaniyenin altında; birkaç atıştırmalık, biraz patlamış mısır ve güzel bir romantik filmle birlikte sevgililer gününün tadını çıkarabilirsiniz. Tabi ki tek seçenek film izlemek değil. Uzun zamandır başlamak istediğiniz bir diziye başlayabilirsiniz. Bir günde bitirebileceğiniz mini diziler izleyebilirsiniz. Eğer kendinizi biraz daha özel hissetmek isterseniz; film izleyeceğiniz alanı mumlarla, ışıklandırmalarla ve güzel kokularla süsleyebilirsiniz.

Oyunlar Oynayın

Biraz atıştırmalık, biraz içecek ve yanında bir de masa oyunları veya bilgisayar oyunları oynamak, sevgililer gününüz için eğlenceli bir aktivite olacaktır. Buna ek olarak birbirinizi daha iyi tanımak için eğlenceli sorular sorabilir veya kendi aranızda bilgi yarışması düzenleyebilirsiniz. Araştırmalar, ilişkilerde birlikte eğlenebilmenin partnerler arasındaki tatmin olma seviyesini arttırdığını gösteriyor.

Aşk Mektupları Yazın

Günümüzde bu yönteme pek başvurulmuyor ancak belki de tarihin en klasik ama en romantik eylemlerinden birisi de aşk mektubu yazmaktır. Partnerinizle karşılıklı olarak ilişkiniz hakkında ya da partnerinizle ilgili içinizden gelen tüm duygu ve düşüncelerinizi aktardığınız, uzun ve güzel bir mektup yazabilirsiniz. Mektup yazmak biraz eski usul gözüküyor olabilir. Ancak her eylemimiz, her hediyemiz modern çağa uymak zorunda değil. Biraz nostalji oluşturmak, ilişkilerinize renk katacaktır.

Romantik Bir Akşam Yemeği Hazırlayın

Güzel bir sevgililer günü kutlaması için her zaman şık bir restoran gerekli değildir. Akşam yemeğinizi öylesine geçiştirmek veya paket servis sipariş etmek yerine, birlikte özenle ve emek vererek, harika ve romantik bir masa hazırlayabilirsiniz. Birbirinizin yaptığı yemekleri puanlayarak küçük bir yarış düzenleyebilirsiniz. Biraz rekabet ve sürtüşmenin yanında birlikte yemek yapma deneyimi, çok daha eğlenceli ve heyecan verici olabilir.

Kategoriler
Aşk ilişkileri

5 Sağlıksız İlişki Modeli

Her ilişki, partnerlere has özellikler ve farklılıklar taşısa da büyük resme bakıldığında benzer özellikler görmek mümkündür. Elbette bütün ilişkiler özeldir. Ancak dünyanın hemen hemen her yerinde aynı özellikleri taşıyan ve aynı sorunlara sahip ilişkiler vardır. Bu benzerlikler ve farklılıklardan yola çıkarak bazı sağlıksız ilişki modelleri tespit edilmiştir. İşte bu yazıda, uzmanlar tarafından belirlenmiş olan sağlıksız ilişki modelleri üzerinde duracağız.

Sağlıklı bir romantik ilişki insana kendisini güvende, özgür ve mutlu hissettirir. Aynı şekilde sağlıklı ilişkilere sahip olan kişiler, kendisine değer verildiğini, saygı duyulduğunu hisseder. Madalyonun diğer yüzüne bakacak olursak, sağlıksız ilişkiler ve beraberinde kişilere hissettirdiği olumsuz duygular da vardır. Sağlıksız bir romantik ilişki içinde olan kişiler kendisini bitkin, tükenmiş ve mutsuz hisseder.

Birçok kişi ne kadar farklı kişiyle ilişki kurmuş olsa da aynı sorunların, ilişkilerinde yine tekrarlandığını görür. Bunlara ilişki örüntüleri denir. Aslında her insan ilişki örüntüleri oluşturur ve yakın ilişkileri buna uygun bir şablona göre devam ettirir. İlişki şablonları ise sağlıklı ve sağlıksız ilişki modellerini doğurur. Bu ilişki modelleri, ilişkilerinde sorunlar yaşayan partnerler için bir kılavuz niteliği taşıyabilir. İlişkilerinde sorun yaşayan kişilerin kendi ilişkilerini tanımlamaları için bu modeller faydalı olacaktır. Biz de buradan yola çıkarak bu yazımızda 5 sağlıksız ilişki modelinden bahsedeceğiz.

1- Bağımlı İlişki Modeli

Bağımlı ilişkilerde bir partner, diğer partnerin bir işi tek başına yapmasına müsaade etmez, sürekli birlikte zaman geçirmeye yönelik planlar yapılır ve partnerlerin yalnız başına zaman geçirme ihtiyaçları görmezden gelinir. Bu tür ilişkilerde diğer partnere ihtiyaç duyma isteği genellikle korkudan kaynaklanır. Bağımlı ilişkilerde bir kişinin partnerini kaybetme korkusu zamanla duygusal bağımlılığa dönüşebilir. Kişilerin öz değeri ise ilişkinin kendisine bağlı hale gelir. Artık partnerler kendilerini sadece ilişkileriyle tanımlamaya başlar. İlişkilerin partnerlerin hayatında öncelik sırasında ilk sırada yer alması normaldir ama ilişkiler tamamen hayatın kendisi olmamalıdır. Bir ilişkinin beslenebilmesi için partnerlerin başka çevrelere yönelmesi ve partnerden bağımsız faaliyetler de yapması gerekir.

2- Aşırı Bağımsız İlişki Modeli

Bir insanın tüm dünyasının ilişkisinden ibaret olması ne kadar sağlıksızsa, partnerlerin birbirinden fazlasıyla bağımsız olması da bir o kadar sağlıksızdır. İlişkilerde bağımsızlık önemlidir ve gereklidir. Ancak gereğinden fazla bağımsız hareket etmek, partnerler arasındaki duygusal bağın oluşmasını engelleyebilir. Ayrıca bir partneri her zaman, her şeyin kendisine göre olmasını talep etmesi diğer partnerin özgürlüğünü de kısıtlar. Aynı zamanda ilişkiler, bir ortaklıktır. Bu nedenle kararların bir uzlaşıya varılarak birlikte alınması gerekir.

3- Bakıcı İlişki Modeli

Bir ilişki içinde bir partnerin diğer partnerin tüm sorumluluğunu üstlendiği, ona bakmayı ve iyileştirmeyi görev edindiği ilişkilerdir. İlişkilerde partnerlerin birbirinin sorumluluğunu üstlenmesi ve yeri geldiğinde birbirlerini hem fiziksel hem de ruhsal olarak yardım etmesi normal gözükse de partnerlerin büründüğü bakıcı rolünün sürekli devam etmesi sağlıklı değildir. Bu tür ilişkilerde “bakılan” partnerin böyle bir ilişki isteyip istememesi konusunda fikirleri önemli değildir. Bakıcı rolünü üstlenmeye hazır olan kişiler, kendileri için genellikle değiştirmek istedikleri partnerleri seçerler. “Bakıcı” konumunda olan partner, “bakılan” konumda olan diğer partnerden sürekli değişmelerini talep eder. Bu kişiler, karşı tarafı değiştirmek ve iyileştirmek için içgüdüsel bir çaba harcar.

4- Ebeveyn İlişki Modeli

Bazı kişiler, hem romantik ilişkilerinde hem de arkadaşlık ilişkilerinde, farkında olmadan karşı tarafın ebeveyni gibi davranabiliyor. Ebeveyn ilişki modeli, kendisine gereğinden fazla sorumluluk yüklenmiş çocukluk geçiren kişilerde, bir ailenin en büyük çocuğu olan veya güçlü bir anne ya da baba içgüdüsü olan kişilerde rastlanılan bir durumdur. Bu kişiler, partnerlerine yapılacak işlerle ilgili sürekli direktif verir ve görev ve sorumlulukları tekrar tekrar dikte eder. Romantik bir partnerden çok, ebeveyn rolünü üstlenirler. Bu ilişkilerde partnerler farklı roller edinir. Bir partner çocuk rolüne girer, diğer partner ebeveyn rolüne bürünür. Elbette böyle bir durum, ilişkilerin sağlıksız bir yöne doğru evrilmesine neden olur.

5- Eşitsiz İlişki Modeli

Bu ilişki modelinde, ilişkide neredeyse bütün kararları alan tek bir partner vardır. Baskın olan partner, ilişkiyle ilgili olan kuralları ve alışkanlıkları kendi belirler. Bu kişiler, tüm kararları kendisinin vereceği, yani direksiyonun başına kendisinin geçeceği ilişkileri tercih eder. Baskın kişiler, partnerlerinin duygularını kontrol etmek isterler ve kontrol altında tutmakta zorlanırlarsa daha fazla otoriter ve kontrolcü bir tavır takınırlar. Bu tür ilişkiler tam bir eşitsizlik örneğidir. Tek bir partnerin istekleri, duyguları ve düşünceleri geçerli hale gelir. Bütün sorumluluk ve kararlar tek bir partnerin tekeline geçmiş olur.

Kategoriler
Aşk ilişkileri

Tek Taraflı İlişki Yaşadığınıza Dair 9 İşaret

İnsanlar neden romantik ilişkilere başlar? Bu soruya cevap olarak duygusal ve romantik bir bağ kurma, arkadaşlık ve karşılıklı destek gibi birçok neden sayılabilir. Önemli bir nokta ise bu sayılanların karşılıklı olması gerektiğidir. Eğer bir ilişkide bir taraf kendisini yalnız ve eksik hissediyorsa, bu sayılanlar karşılıklı olarak gerçekleşmiyor demektir. Bu tür ilişkiler ise tek taraflı ilişkiler olarak adlandırılır.

Tek taraflı ilişkilerde partnerler, fiziksel olarak birbirlerine yakın olsa da fikirsel ve duygusal olarak belli bir noktada uzlaşamadıkları için büyük bir kopuş yaşarlar. Bu tür ilişkilerde tek bir kişi tüm sorumluğu omuzlarına alır. Tek taraflı ilişkilerde partnerler, zaten kopuk olan ilişki için fazlasıyla emek ve zaman harcar. Aslında bu ilişkilerde, büyük bir dengesizlik oluşur. Partnerlerden biri diğer partnere elinden geldiğince destek olmaya çalışsa da karşı tarafla arasında oluşan o duvarı geçmekte zorlanır. Yakın ilişkilerin en önemli koşullarından biri olan “karşılıklılık” ilkesi bozulmuştur. Aynı zamanda karşılıklı saygı da deforme olmuştur. Günümüzde birçok partner tek taraflı ilişki kafesine hapsolmuş durumda. Kimisi bu durumun farkında değil, kimisi farkında ve çıkış yolu arıyor. Tek taraflı bir ilişkide olduğunuzu nasıl anlarsınız? Tek taraflı ilişkilerin işaretlerini sizler için derledik.

1- Konuşmayı Başlatan Siz Olursunuz

Konuşmayı her zaman siz başlatmaya çalışıyorsanız, konuşmalarınız tek taraflı ilerliyorsa ve karşı taraf konuşmayı kestirip atmaya çalışıyorsa, tek taraflı bir ilişkinin işaretleri ortaya çıkmış olabilir. Elbette ki günün kötü geçmesinden veya anlık ruhsal değişimlerden kaynaklanan küçük kopukluklar normal karşılanabilir. Bu sayılanların bir süreklilik gösteriyor olması gerekir.

2- Her Şey İçin Özür Dilersiniz

Hata yaptığınızı düşünmüyor olsanız bile, her zaman özür dileyen siz misiniz? İşte bu, tek taraflı bir ilişkinin en büyük işaretlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Sağlıklı bir ilişki içindeyseniz zorlu ve stresli dönemlerde, partneriniz tarafından rahatlatılır ve sevildiğinizi daha fazla hissederseniz. Ancak tek taraflı ilişkilerde partneriniz sizi daha iyi hissettirmek yerine, duygusal benliğinizden dolayı üzüldüğünüz ve strese girdiğiniz her küçük şey için suçlu ve çaresiz hissettirir. Böyle bir durumda stres dolu düşüncelerle baş başa kalırsınız. İlişkide sorunların üzerine gitmek yerine, sorunları halı altına süpürerek günü kurtarmak için sürekli özür dilemek zorunda kalırsınız.

3- Partnerinizin Yanında Kendinizi Rahat Hissedemezsiniz

İlişkinizi sık sık sorguluyor ve partnerinizle birlikte rahat olmakta zorlanıyor olabilirsiniz. Partnerinizle bir konu hakkında konuşmadan önce kendinizi huzursuz hissedersiniz. Bazı durumlarda ise partneriniz sizi dinlemez ya da dinliyor gibi davranır. Böyle durumlarda ise kendinizi onaylanmamış ve desteklenmemiş hissedersiniz. Yani en rahat hissettiğiniz şekilde davranamıyor, giyinemiyor ve konuşamıyorsanız ve sürekli kendinizi huzursuz hissediyorsanız tek taraflı bir ilişki içindesiniz demektir.

4- Partneriniz Hayatınızdaki Olan Biteni Önemsemez

Tek taraflı ilişkilerde karşı taraf sizinle alakalı iş, okul ya da aile yaşamıyla ilgili önemli detayları ve hayatınızda olup bitenleri merak etmez, sorular sormaz. Adeta bir hayatınız yokmuş gibi davranır.

5- Arkadaşları Sizden Önce Gelir

Arkadaşlıklar ve arkadaş çevresi, partnerler için ilişki dışında bir nefes alanı yaratır. Ancak bir ilişkide öncelik sırası önemli bir belirleyicidir. Bir kişinin öncelikleri, kime saygı duyduğu ve kime değer verdiğiyle ilgili çok şey anlatır. Eğer partneriniz sürekli sizin dahil olmadığınız planlar yapıyorsa ve arkadaşlarını sizden öncelikli bir konuma getiriyorsa, bir şeyler ters gidiyor demektir.

6- Sevginize Karşılık Bulamadığınızı Düşünürsünüz

Tek taraflı ilişkilerde en çok göze çarpan durum ise gösterilen sevgi ve değerin karşılıklı olmamasıdır. Partnerinize destek verdiğinizde, onu takdir ettiğinizde ya da küçük bir jest yaptığınızda nadiren karşılık verir. Ona değer verdiğinizi ve sevdiğinizi gösteren ufak davranışları ve sevgi sözcüklerini önemsemez ve karşılık vermezler.

7- Partnerinizin Takvimi Önemlidir

Partnerinizin yoğunluğuna ve müsaitlik durumuna göre mi plan yapıyorsunuz? Eğer ilişkinize dair neredeyse her şeyin sizden önemli olduğunu düşünüyorsanız ilişkide büyük bir eşitsizlik ve dengesizlik var demektir. Partneriniz sizi sadece kendisi uygun olduğunda görmek istiyorsa, muhtemelen tek taraflı ilişki içindesiniz.

8- Sevildiğinizi Değil Kullanıldığınızı Hissedersiniz

Bütün sorumluluklar, size yüklenmiştir. Karşı tarafın elini taşın altına koyması gereken durumlarda bile görevleri siz üstlenirsiniz. Partnerinizin çıkarlarına hizmet eden her eylem için takdir görüyor olabilirsiniz. Ancak bu takdir ve övgüler, genellikle karşı tarafın yararına olan koşulların ve durumların sona ermesiyle anında kesilir. Bazen bu çıkarlar ev işleriyle, arkadaş ve iş ilişkileriyle veya cinsel yakınlık gibi konularla ilgili olabilir.

9- Çift Olarak Sosyal Bir Hayatınız Yok

Nadiren birlikte dışarı çıkarsınız. Partneriniz, arkadaş çevrenizle ya da bir çift olarak plan ve organizasyon yapmaktan kaçınır. Neredeyse hiç kimse sizi sosyal yaşamda bir çift olarak birlikte görmez.

Kategoriler
Aşk ilişkileri

Arkadaşlarınıza İlişkiniz Hakkında Söylememeniz Gereken 7 Konu

Mutluluklarımızı da mutsuzluklarımızı da çevremizle ve arkadaşlarımızla paylaşmak isteriz. Romantik ilişkiler söz konusu olduğunda ise neredeyse en küçük detayları bile paylaşırız. Elbette anlatmak ve paylaşmak insani bir ihtiyaçtır ama ilişkimizle ilgili arkadaşlarımıza ve yakın çevremize anlatmamız gereken bazı konular da mevcuttur. Peki, bu konular nelerdir?

Mutluluklar paylaştıkça çoğalır diye boşuna dememişler. Hele ki içinden çıkılmaz sorunların arasında kaldığımızda tavsiye almak için çevremize danıştığımız durumlar oluyor. Arkadaşlarımızla mutluluğumuzu paylaşmak ve tavsiye almak normaldir. Ancak romantik ilişkiler özeldir. İlişki içinde yaşanan bazı şeyler ilişki içinde kalmalıdır. Bir ilişkide, iki kişinin arasında kalması gereken bazı konuların üçüncü kişilere anlatılması ise ilişkiler için pek sağlıklı bir durum değildir. İlişkiler söz konusu olduğunda anlatılması uygun olmayan konular nelerdir?

1- Küçük Tartışmalar

Her ilişkilerde iniş çıkışların olması çok doğal bir durum. Tartışmanın heyecanı ve siniriyle, enerjimizi ve öfkemizi boşaltmak için başkalarıyla iletişime geçmemiz de çok normal. Ancak her küçük olayın ve tartışmanın diğer kişilerle paylaşılması sağlıklı değildir. Sizin ve partneriniz arasında olan sorunları bir şekilde halledebilirsiniz ve üstesinden gelebilirsiniz ancak partnerinizle ilgili anlattığınız her olumsuz detay, arkadaşlarınızın zihninde kötü bir imaj yaratacaktır. Bu kötü imaj ise arkadaşlarınızın partnerinize karşı negatif yönde tavır takınmasına neden olabilir. Siz olayları ve sorunları unutmuş olsanız bile arkadaşlarınız kolay kolay unutmayacaktır.

2- Cinsel Hayatınızla İlgili Detaylar

Konu ilişkiler olduğunda konuşmamanız gereken en önemli konulardan birisi ise cinsel hayatınızla ilgili detaylardır. Yatak odası partnerlerin en özel alanıdır. Yatak odasında olanlar, yatak odasında kalmalıdır. Cinsel yaşamınızla ilgili detayları arkadaşlarınızla paylaşmanız, partneriniz için fazlasıyla kırıcı olabilir. Yatak odasında yaşanılanlar sadece size ait değildir. Aynı zamanda partnerinize de ait detaylardır. Arkadaşlarınızın partnerinize duyduğu saygıya zarar vermemek için bu detayları başkalarıyla paylaşmamanız gerekir. Ayrıca paylaştığınız detayları, partnerinizin bir başkasından duyması ilişkiler için yıkıcı olabilir.

3- Parasal Sorunlar

Partnerlerinizin yaşadığı maddi sıkıntıları ve ilişkinizdeki parasal sorunları bir başkasıyla paylaşmamanız gerekir. Partnerinizin arkasından konuştuğunuz her şey, zamanı geldiğinde karşınıza çıkabilir ve sizi zor durumda bırakabilir. Dışarıdaki insanlar, hem partneriniz hem de ilişkinizi yanlış bir şekilde yargılayabilir. Hatta bazı istenmeyen tavsiyelerde bulunarak sizi yanlış yönlendirebilir.

4- Geçmiş İlişkiler

Bir ilişkide partnerlerin birbirlerinin geçmişini bilmesi, duygusal yakınlık için önemli bir adımdır. Her iki partner de birbirinin kim olduğunu, geçmişte neler yaşadığını bildiğinde, ilişkide daha rahat hareket eder. İki kişinin birbirine kendisini açması ise özel ve önemlidir. Böyle bir durumda partnerinizin geçmişini ve geçmiş ilişkilerini arkadaşlarınızla paylaşmak ve onların değerlendirmesine sunmak doğru değildir. Çünkü yaşanılan her şey ve hissedilen her duygu, partnerinizin özelidir. Partnerinizin size güvenerek paylaştığı sırları bir başkasıyla paylaşmanız ise aranızdaki güven ilişkisini de sarsabilir.

5- Kıyaslama Yapmayın

Arkadaşlarınızın partneriniz hakkında olumsuz düşünmesini istemiyorsanız, onları arkadaşlarınızın yanında başkalarıyla kıyaslamayın. Özellikle eski ilişkileriniz ile şimdiki ilişkileriniz arasında bir kıyaslama yaptığınız zaman, arkadaşlarınızın gözünde partnerinizin saygınlığı zedelenir. Böyle bir kıyaslamadan haberi bile olmayan partnerinizin bu kıyaslamayı bir başkasından duyması rencide edici olur.

6- Şikayetler

Neredeyse hiçbir ilişki mükemmel değildir. Her insanın ilişkisinde ya da partnerleriyle ilgili memnuniyetsiz olduğu ve şikayet ettiği durumlar vardır. Ancak ilişkinizde şikayetçi olduğunuz her konuyu arkadaşlarınızla paylaşmanız doğru değildir. Sık sık partnerinizden yakındığınız takdirde, sizin mutsuz olduğunuzu gören arkadaşlarınız ayrılmanızı isteyecektir. Bir sorununuz ve şikayetiniz varsa öncelikle partnerinizle konuşmalı ve çözüm üretmeye çalışmalısınız.

7- Partnerinizin Özel Görünen Aile ve Sağlık Problemleri

Partneriniz sorunlarını çevresine anlatmaya açık ve istekli biri değilse onun sınırlarına saygı duymalısınız. Partnerinizin ailevi sorunları ve sağlık sorunları gibi hayatlarını etkileyen stresli ve zorlu bir süreç yaşıyorsa, bu sorunların sadece ikiniz arasında kalmasına özen gösterin. Bu sorunları, partneriniz izin verdiği ölçüde arkadaşlarınıza anlatmalısınız. Kişisel bir problem olduğu için partnerinin sınırlarına saygı duymalısınız.

Kategoriler
Aşk ilişkileri

Gününüze Anlam Katmanın Tam Zamanı!

Günlerdir aynı günü yaşıyormuş gibi hissettiniz mi? Geceler ve gündüzler birbirini kovalayıp giderken, doğa bir döngünün içinde kendini yenilerken, biz ne yapıyoruz? Karantina ve kısıtlamalarla birlikte sosyal yaşamda hareketlilik ve verimliliğimiz de düştü. Günler birbirinin kopyası olmuş vaziyetteyken, hayatımızda küçük değişiklikler yapmak bize nefes aldırabilir. Günümüzü daha anlamlı kılabilmek için neler yapmalıyız? Gelin hep beraber bir göz gezdirelim.

Biz insanlar, doğada kendisiyle ilgili bilinçli farkındalığa ulaşan tek canlıyız. Dolayısıyla hayatıyla ilgili değer ve anlam arayışına giren tek canlı türü de yine insanlardır. Bazen insanların yaşamında, hayatın tüm anlam ve önemini yitirdiğini hissettiği ve hayattan keyif alamadığı dönemler olur. Aslında kendisiyle ilgili farkındalığa erişmiş her insanın, içinde bulunduğu yaşamı ve dünyayı sorgulaması çok normal bir durum. Bu tür sorgulama dönemlerinde insanlar, hayatın anlamını kendisinden uzakta ve erişilemeyen bir noktada olduğunu düşünme eğilimindedir. Ancak büyük resme baktığımızda çözüm yanı başımızdadır.

Hayatımıza ve birbirinin aynısı olan günlere anlam katmanın çok daha basit yolları var. Değişimin başlangıcı muhakkak radikal bir karar veya adımla değil, küçük adımlarla da mümkün olabilir. Değişim, günümüzü dünden daha farklı yaşamaya karar verdiğimizde başlayacaktır.

“Hayatta başarı, büyük şeylerden çok küçük şeylere verilen önem üzerine kuruludur.” Booker T. Washington

Şunu unutmamalıyız; yaşamayı seçtiğimiz hayatlar, günümüzü nasıl geçirdiğimize göre şekillenecektir. Hayatın anlamı, benliğimize kattığımız değerlerin ve yarın daha iyi olmak için verdiğimiz çabanın içindedir. Hayatımızda ufak dokunuşlarla küçük değişimler yaratırsak, kelebek etkisi oluşturarak büyük değişimleri de davetiye çıkarabiliriz. Bahsettiğimiz bu küçük değişimler nelerdir?

1- Erken Kalkın

Bu maddeyi okuduğunuzda, “Bu kadar basit mi?” diye bir soru sorabilirsiniz. Evet, aslında bu kadar basit. Her gün bize verilen 24 saat var. Verimli bir gün geçirmek istiyorsak bu 24 saatin kıymetini bilmeliyiz. Zamanı iyi değerlendirmenin en iyi yolu ise güne erken başlamak. Güne erken başlarsanız kendinize ayıracağınız vakit çoğalır. Sağlıklı ve besleyici bir kahvaltı, güne daha enerjik ve dinç başlamanıza yardımcı olur. Ayrıca günün en sessiz ve verimli saatleri de sabah saatleridir.

2- Gününüzün Geri Kalanını Planlayın

Bir plana sahip olmak size hem destek hem de amaç duygusu verir. Yapılacaklar listesi hazırladığınızda, tamamladığınız her görev için attığınız her tik, tatmin duygunuz arttırır. Hazırladığınız planda ve yapılacaklar listesinde, yapmanız gerekenleri bir liste halinde somut şekilde görerek zihninizdeki karışıklığı da azaltmış olursunuz. Görevleri yerine getirdikçe motivasyonunuz ile birlikte üretkenliğiniz de artacaktır.

3- Günün En Verimli Olduğunuz Saatleri Belirleyin

Bazı insanlar sabah saatlerinde daha enerjiktir, bazı insanlar ise öğleden sonra daha verimli olur. Gün içinde hangi saatlerde etkili ve verimli olduğunuzu gözlemleyin. Özen ve emek gerektiren işlerinizi belirlediğiniz saatlerde yapmanız size maksimum fayda sağlayacaktır.

4- Yeni Şeyler Öğrenin

Hayattan zevk alamadığımız, tam anlamıyla tatmin olamadığımız dönemler genellikle yeni bir şeyler öğrenemediğimiz zamanlardır. Bu nedenle her gün küçük de olsa bir şeyler öğrenmek, hayatımıza renk katacaktır. Bilgi kapasitenizi, her gün biraz daha geliştirmek için çabalayın. Bir podcast dinleyebilirsiniz. Meslek alanınızla ilgili ya da öğrenim gördüğünüz bölümle ilgili gündemi takip edebilir ve ilginç yazılar okuyabilirsiniz. Ayrıca klasik tavsiyelerde birisi olsa da her gün birkaç sayfa bile olsa kitap okumak için kendinize fırsat yaratmaya çalışın. Okuduğumuz kitaplar, bizi farklı dünyalara götürür. Farklı karakterlerle empati yapmamızı ve hiç tanımadığımız duygularla tanışmamızı sağlar. Bakış açımızı genişletir. Ön yargılarımızı azaltır.

5- Bir Hobi Üzerine Yoğunlaşın

Hayat her zaman koşturmacadan ibaret değildir. Bazen durup dinlenmeli, zihnimizi boşaltmalı ve ruhumuzu dinginleştiren kaçış alanları yaratmalıyız. Hobi edinmek hem fiziksel hem de ruhsal gelişimize katkı sağlayacaktır. Hobiler aynı zamanda bir keşif sürecidir. Bireyin kendisini ve sınırlarını keşfetmesini sağlar.

6- Başkaları İçin İyi Şeyler Yapın

Kendimiz dışında başka birisine faydalı olmanın verdiği tatmin bambaşkadır. İnsanların başka bir insana yardımcı olması mutluluk verir. Yapılan araştırmalara göre başkalarına yardım etmek ve bundan keyif almak, insanın doğasında var olan bir durumdur. Başkalarına yardım etmek hem sosyal ilişkilerimizi arttırır, hem daha olumlu düşünmemizi sağlar. Aynı zamanda başkalarına yardım etmek, güne başlamak için güçlü bir motivasyon aracıdır. Bu nedenle, gün içinde elinizden geldiğince çevrenize yardımcı olmaya çalışın. Yerden bir çöpü alıp atmak gibi basit bir eylem bile başka insanlar ve canlılar için fayda sağlayabilir.

7- Sosyal Medya Kullanımını Azaltın

Farkında olsak da olmasak da sosyal medya günümüzün önemli bir kısmını çalıyor. Birçok kişi, uzun saatlerini sosyal medyada harcıyor. Oysa başta da da belirttiğimiz gibi bize her gün verilen ve her anı değerli olan 24 saatimiz var. Sosyal medyada harcadığımız zamanla kendimize ya da bir başkasına faydalı olabileceğimiz zamanı ve belki de hayatımızın potansiyel olarak en üretken olduğumuz dönemini harcıyoruz. Elbette ki sosyal medya hayatımızın bir parçası. Hayatımıza bu kadar nüfuz etmişken ondan pek kaçamıyoruz. Ancak zamanınızı daha verimli ve üretken hale getirmek sizin elinizde. Sosyal medya için harcadığınız zamanın önemli bir kısmını, öncelik sırasına göre diğer görev ve sorumluluklarınıza aktarmalısınız. Böylece hem zaman kaybından kurtulursunuz hem de kısıtlı zamanın yarattığı stresi azaltırsınız.

Kategoriler
Aşk ilişkileri

İlişkilerde Duygusal Mesafenin 5 Nedeni

Partnerinizle aranızda duygusal bir mesafe oluştuğunu mu düşünüyorsunuz? Aranızda bir kopukluk var ama siz nedenini anlayamıyor musunuz? Yalnız değilsiniz. Duygusal mesafe birçok partnerin baş etmek zorunda kaldığı sorunların başında geliyor. Duygusal mesafe nedir, sebepleri nelerdir? Biraz yakından inceleyelim.

Duygusal mesafe, ilişkilerde yaygın bir sorundur. Partnerler arasında zamanla oluşan duygusal kopukluğun bir sonucudur. Duygusal mesafenin işaretleri yavaş yavaş oluşur ancak bu işaretler göz ardı edilirse ilişkiler için ciddi sorunlar doğurabilir. Duygusal mesafe birçok nedenden dolayı meydana gelir. Böyle bir sorunun ortaya çıkmasında tek bir partner sorumlu değildir. İki taraflı yapılan hataların neticesinde oluşan bir durumdur. Sağlıklı bir ilişki nasıl ki her iki partnerin başarısıysa, ilişkilerde ki sorunlar da her iki partnerin sorumluluğundadır.

Duygusal mesafe, bu sorunu görmek istemeyen partnerler için yıkıcı etkiler yaratır. Bu sorunu görmezden gelen ve sorunları yok sayan kişiler terk edildiğinde, büyük bir şok ve suçluluk duygusuyla karşı karşıya kalabilirler. Duygusal mesafeyi çok geç olmadan anlamak ve üstesinden gelmek mümkün. Öncelikle bununla ilgili bazı göstergeleri takip etmek ve duygusal yakınlığı tekrar kurabilmek için nedenlerini iyice anlamak gerekir. Bu sorunun birçok nedeni vardır. Biz de bu yazımızda duygusal mesafenin en yaygın görülen 5 nedeni üzerinde duracağız.

1- Partnerinizin Biraz Yalnız Kalmaya İhtiyacı Olabilir

Bir ilişki içindeyseniz ve çocuk sahibiyseniz, tek başınıza kaliteli zaman geçirmenin ne kadar zor olduğunu tahmin edebilirsiniz. Küçük çocuk sahibi olan bazı partnerler kulaklık takarak, kendisini televizyon izlemeye vererek ya da sürekli internet ve telefonla meşgul olarak yalnız kalmaya çalışıyor olabilir. Bu partnerlerin tek amacı biraz yalnız vakit geçirmek istemek olabilir. Partnerinizle ilgili bu durumları gözlemliyorsanız, ona tek başına vakit geçirmek isteyip istemediğini sorun. Eğer partneriniz yalnız kalmaya ihtiyacı olduğunu belirtiyorsa bununla ilgili hangi çözüm yollarının uygulanması gerektiğini konuşun. Bir plan yaparak karşılıklı olarak birbirinize alan yaratın ve siz de yalnızlığın keyfini çıkarmaya çalışın.

2- Partneriniz Stresli ve Sıkıntılı Bir Dönemden Geçiyor Olabilir

İnsanlar, genellikle sorunlu ve stresli dönemlerinde duygusal olarak kendisini geriçeker. İş yaşamında ya da kişisel hayatta karşılaştığı stres yaratan durumlara neden olan faktörlerle ilgili partnerinize destek olmaya çalışın. Stresli hissetmesinin nedenlerini ve nasıl hissettiğini sorabilirsiniz. Ve siz, partnerinizin bu sorunlarla başa çıkabilmesi için ne yapabilirsiniz? Alternatif seçenekler üzerinde yoğunlaşın. Partneriniz, ileri boyutlarda bir sorun yaşıyorsa profesyonel destek alması için yönlendirebilirsiniz.

3- Partneriniz Sizinle Aynı Duyguları Paylaşmıyor

Uzun bir ilişki içindeyseniz ve duygusal bağı güçlendirmek için yeterince çaba sarf etmediyseniz, karşı taraf ilişkiniz ve duygularıyla ilgili karışık bir duygu durumunun içine girmiş olabilir. Aranızdaki bağın aşındığını düşünüyorsanız, uygun bir zamanda ciddi bir konuşma yapın. Partnerinize ilişki hakkında hissettiği duyguları ve kendinizle ilgili hangi yönleri değiştirebileceğinizi sorun. İçinde bulunduğunuz duruma partnerinizin bakış açısından da bakmaya çalışın.

4- Uzaklaşma ve Kaçınma Döngüsüne Girdiniz

Partneriniz sizin muhtaç olduğunuzu düşünebilir. Bu nedenle kendilerini bir adım geri çekiyor olabilirler. Partnerinizin bir adım uzaklaşması, sizi daha fazla endişeli ve terk edilmiş hissettirebilir. Bu endişe ve terk edilme duygusuyla partnerinizin üzerine daha çok gitmenize neden olabilir. Bunun sonucunda partneriniz kendisini bir adım daha geri çekecektir. Böylece bir kaçınma döngüsüne girmiş olursunuz. Bu durumla karşı karşıyaysanız, öncelikle sizin kendinizi geri çekmeniz gerekir. En az 1 hafta kadar partnerinizin üzerine gitmemeye ve ona “muhtaç” bir görüntü vermemeye çalışın. Eğer bunu yapmakta zorlanıyorsanız bu durum, bağlanmayla ilgili güçlü bir sorununuz olduğunun işareti olabilir.

5- Eleştiri ve Geri Çekilme Döngüsüne Girdiniz

Aranızda oluşan duygusal kopukluk, karşı tarafı daha fazla eleştirmenize neden olabilir. Bazı ilişkilerde partnerlerden biri, diğerini sürekli eleştiriryetersiz ve başarısız hissettirir. Sürekli eleştiriye maruz kalan kişiler de çareyi geri adım atmakta ve uzaklaşmakta bulur. Buna maruz kalan kişiler, memnuniyetsizlikle ve tatminsizlikle karşılaşacaklarını düşündükleri için karşı tarafla çok az etkileşime girer. Öfkelenen partnerler, geri çekilen diğer partnerlere çok daha sert ve eleştirel bir tavır sergileyebilir. Bunun sonucunda eleştirilen partner bir adım daha uzaklaşır ve bir çekilme döngüsü başlar. Partnerinize sert davranıyorsanız nazik olmaya çalışın ve karşı tarafta meydana gelen değişimleri gözlemleyin.